Cyberpunk 2077 Night City görseli

Cyberpunk 2077 İncelemesi – “Night City’de Hayatta Kalma Rehberi (Sözde)”

Kusurlu ama karakterli: neon, bug ve Keanu’lu kaosun özeti.

Cyberpunk 2077’yi oynarken bir noktada şunu fark ettim: Bu oyun aslında “abi ben mükemmel olacağım” diye yola çıkmış ama sonra yolda o kadar dayak yemiş ki, yine de kafasını dik tutmaya çalışmış. Yani kusuruyla, bug’ıyla, parlayan neonuyla, patlayan NPC’siyle komple bir kaos. Ama garip şekilde insanı içine çekiyor, hatta bırakamıyorsun bile.

İlk başlarda Night City’ye giriyorsun, ışıklar gözünü alıyor, herkes sanki sana borcu varmış gibi tip tip bakıyor. Daha beş dakika geçmiş, biri gelip “Aga bir iş var” diyor. İş dediği de genelde ya birini indir, ya bir şey çal, ya da patlat. “Neden?” diye sormak yok, Night City’de soru soran tokadı yer. “Parası var mı?” dersen? Bazen varmış gibi davranıyorlar, sonra eline üç beş eurodollar tutuşturup yolluyorlar. Şehir cidden sahtekâr ama oynarken eğlendiriyor, o ayrı.

Gelelim karakterimize: V. Bu arkadaş zaten baştan dertli. Yarım saat oyna, hikâye bir anda “Abi sen zaten öleceksin” moduna bağlanıyor. Hani bir umutla oyuna başlıyorsun ya — yok. Bu şehir sana daha ikinci görevde “Kardeşim hoş geldin ama çok da kalıcı olma” diyecek kadar acımasız. Bir de Johnny Silverhand var — Keanu Reeves sağ olsun — adam resmen kafanın içinde bedava kiracı. Bir şey yapmaya çalışıyorsun, yorum yapıyor. Bir kapı açıyorsun, yorum yapıyor. Yanlışlıkla kaldırıma çarpıyorsun, yine yorum yapıyor. Adam hiç susmuyor ama yine de seviyorsun işte. Night City’nin laneti böyle.

Oynanışa gelince: Silahlar tokat gibi vuruyor, hack olayı tatlı, yakın dövüş bazen “ne yapıyorum ben şu an?” dedirtiyor ama olsun. Arabalar… eh işte, bazıları uçak gibi, bazıları da sanki tekeri yamukmuş gibi sağa sola çekiyor. Ama gecenin bir vakti şehrin içinde neon ışıkların arasında sürmek gerçekten güzel bir his. Bazen FPS mi düşüyor, yoksa gözüm mü dalıyor anlamıyorum ama eğlence orada.

Güncellemeler geldikten sonra oyun baya kendine geldi. İlk çıktığında millet haklı olarak sövdü saydı ama şu an oynayınca diyorsun ki “Tamam lan, bu olmuş.” Hala arada saçma bug’lar çıkıyor ama artık insanın sinirini bozmuyor, gülüyorsun. NPC’ler çatışmanın ortasında yoga yapmayı bırakmış mesela, bu bile bir gelişme.

Hikâyesi ise açık söyleyeyim: Night City’nin tamamı zaten bir depresyon kaynağı, ama öyle bir anlatıyorlar ki “tamam lan, beni de ağlatacaksınız galiba” dedirtiyor. Bazı yan görevler o kadar iyi ki ana hikâyeyi unutuyorsun. Bazısı da var ya… “Bunu yapan ekip aynı ekip mi?” diye sorguluyorsun.

Sonuç? Cyberpunk 2077 beni hem güldürdü, hem sövdürdü, hem de yer yer “ulan ne oyundu be” dedirtti. Hataları var, olacak da, ama oyun artık gerçekten kaliteli bir deneyime dönüşmüş durumda. Eğer Night City’nin o hafif pislik kokan, neon ışıklı, her köşesi ayrı bela dolu atmosferine girersen çıkamazsın — ben çıkamadım, haberin olsun.

Kısaca:
Cyberpunk 2077, kusurlu ama aşırı karakterli bir oyun.
Night City seni dövüyor ama sen yine gidip kapısını çalıyorsun.
E daha ne olsun?